sabah 10 gibi kalkıp gerzek gerzek bilgisayarın başına oturuyorum, spor, haber, biraz manken kalçası falan derken saat 12 de çıkıyorum evden cafeye gidip kahvaltımı yapıyorum. kesin bi angarya iş bulup bana yapıştırıyorlar bende zevkle yapıyorum çünkü seviyorum işimi. derken öğleden sonra 4-5 gibi başlıyorum bira bardaklarını doldurmaya (sürekli aynı müzik ve gerzek muhabbetler eşliğinde). zaman birşekilde saçlarımı ve aklımı tekdüzeleştirip geçip gidiyor ve bir de bakıyorum ki yorgunluktan gebermiş, hafif mutlu bir vücutla gecenin 3ünde yatağa girivermişim. sonra bu düzeni günlere ve aylara eklemişken kafama dank diye düşüyor monotonluğun tuğlası.
bir yere odaklanıp koşmayı iyi beceriyorum ama koşarken dost evrenimi idare edemiyorum ya gıcık oluyorum kendime!
özledim ben bütün o yaşanmışlıkları, tek bir kelime bile konuşulmadan seni anlayabilen dostları, paylaşılan saçma sapan kahkahaları, merdivendeki kediyi (o kendini biliyor), çocuk alınganlıkları, sabahın ilk ışıklarını.
kısaca ve bağırarak "özledim"