15 Mayıs 2010 Cumartesi

kurgunun çekiciliği üzerine...

tedirgin eden bir mesaj tonu vardı kadının parmaklarında,
adam yataktan yeni doğrulmuş ve kahvaltısını çoktan yapmıştı ki;

kalb çekmeceleri açılıp kapanmaya,
kedi tiktakları daha da rahatsız edici hale gelmeye,
demir gürültüleri banyo duvarlarını sarsmaya,
anjiyo görüntüleri kana haber bültenlerini meşgul etmeye başlamıştı.


duygular hormonlardan ibaretti ve yaşam bulduğu vücutlarda hareketleri büyüleyiciydi.

zaman geçip te soru katarları sıkça uğrar olunca odanın evrenine terketme başgösterirdi ve nitekim öyle de oldu:

sarkaç dile değdiğinde kimin gözünden bir damla yaş gelir?
kucağın mitolojide yeri var mıdır?
dudak ve sözcük ata mirası mıdır evrene?
bu salınan kaçıncı taydır sokağa?
dibek kuşu hangi piçi y[üzmektedir] yine?

8 Mayıs 2010 Cumartesi

cinder and smoke

kıpırtının içinde bir sessizlik olursa bil ki maviye yük binmiştir. elin hem içi hem de dışı tilki gibi kurnazdır aslında. aslında hayat bize verdiklerinden çok aldıkları ile ilgilidir, onlar sayesinde yoluna devam eder.
kibir ve kibrit arasındaki ölümcül benzerlik gibi yaşamlarımız da hep o ince "kırmızı" çizgide seyreder...

"yük binen mavide yaşam
ağır ve içten
zevk, katlanılabilecek seviyede acıya sahip
acının üste çıktığı zamanlarda paranoya hakim evrene."


"beklemek" bir ata mirası gibi tozlu ve güçlü bende. bedenim hafifçe soluk alıp verirken bile alışılamayan anlaşılamayan bir bulutun gölgesinde. biliyorum kıyılar çok uzak değil, her ne kadar bindiğim kayığı tanımasamda, her ne kadar ellerim titrese, göğsüm sıkışsa da.