12 Ocak 2012 Perşembe

denizaltı tarlasında çocuklar [seymour glass için]

ve eski pisliklerimiz dökülünce kutudan aşağı

eski neşelerimiz

flu bir bekleyişi işaret ederdi zaman

atlar vardı

ve biz fragmanlardan fraktallara giden yolda yalnız başımızaydık

artık


kelimeler döken bir trenden sarkardık geceleri

ellerimiz ve yanaklarımızda rüzgar

üzüntü ve üzgünlük tarlalarının kokusu gelirdi burnumuza

alışırdık bilmeden

kulaklarımızı ve ellerimizi hissetmeden koşardık kartopu savaşlarından

elli metre var yoktu

çocuktuk


keder dediğinde birisi gülümserdik

ağaç dediğinde tırmanır

dudak dediğinde durup kalır

sonra öperdik utanıp


düşünmeden yemeden içmeden erkekten kadından bi haber

alık bir alkışa yaslardık nefsimizi

koyu renk şemsiye açardık başımıza

bilmekten uzak

bela gibi


su içer

batık gemilerden bahseder

atları severdik


kulaç mesafesiydi yalnızlık

koltuk altlarımızda katlanmış birer gazete gibi...


zile basıp kaçan balıklardık

denizaltılardan kaçıp okyanuslara sığınan

ve mültecisiydik

uyuyakaldığımız ev gezmelerinin


sormak ve durmak nedir bilmediğimiz zamanlarda

okyanuslar

bulutlu günler

solucanlar

terleyen bıyıklar

atlar

ve acıyan memeler kadar temizdik.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

kelimelerindir usturan, dikkatli kanat.