12 Ocak 2012 Perşembe

denizaltı tarlasında çocuklar [seymour glass için]

ve eski pisliklerimiz dökülünce kutudan aşağı

eski neşelerimiz

flu bir bekleyişi işaret ederdi zaman

atlar vardı

ve biz fragmanlardan fraktallara giden yolda yalnız başımızaydık

artık


kelimeler döken bir trenden sarkardık geceleri

ellerimiz ve yanaklarımızda rüzgar

üzüntü ve üzgünlük tarlalarının kokusu gelirdi burnumuza

alışırdık bilmeden

kulaklarımızı ve ellerimizi hissetmeden koşardık kartopu savaşlarından

elli metre var yoktu

çocuktuk


keder dediğinde birisi gülümserdik

ağaç dediğinde tırmanır

dudak dediğinde durup kalır

sonra öperdik utanıp


düşünmeden yemeden içmeden erkekten kadından bi haber

alık bir alkışa yaslardık nefsimizi

koyu renk şemsiye açardık başımıza

bilmekten uzak

bela gibi


su içer

batık gemilerden bahseder

atları severdik


kulaç mesafesiydi yalnızlık

koltuk altlarımızda katlanmış birer gazete gibi...


zile basıp kaçan balıklardık

denizaltılardan kaçıp okyanuslara sığınan

ve mültecisiydik

uyuyakaldığımız ev gezmelerinin


sormak ve durmak nedir bilmediğimiz zamanlarda

okyanuslar

bulutlu günler

solucanlar

terleyen bıyıklar

atlar

ve acıyan memeler kadar temizdik.

6 Kasım 2011 Pazar

18 Temmuz 2011 Pazartesi

okyanusta.

ıslak bir ağaç gövdesiyim okyanus derinlerinde
bak karşıki kayaların dibinden geçiyor şimdiki çocukluğum
sessizce yaklaşıyor çekiç balığı yosun rengime
suyun rengi daha da kırmızı
güneştendir...

peki kim gösterecek masmavi bulutları bana evrende

son defa akacak mı duman gözlerimden dehlizlere

kimin bu sel tortularında çırpınan kalb
gerçeklikte.

7 Şubat 2011 Pazartesi

bir 'cafe' nin anatomisi


ellerin ve ayakların ve müziğin sustuğu zamanlarda
eskimiş bir süpürge olur kolların ahşap zeminde
hafif bir ışıkta ağarır saçların
bütün trenler şehre uğrar sen giderken
koca bir tapınak açılır
keşişler koşuşturur
sabah olur
hayat akar
utangaçlıklar yeniden yerini alır
sanki hiçbir şey olmamış gibi.

'araf' ta,
kımıldamadan duran bir çöp bidonudur yüreğin.

bir insanın anatomisi pencereden içeride duran kayığa denktir.

ve sebep, riyakarlar diyarında bir kadeh 'jameson'sa
hoşgeldin demektir.

akşamın kiriyse,
çıkmak bilmeyen bir 'stencil'dir, 'zahid'in tetiğinde.


5 Şubat 2011 Cumartesi

içimin tazeliği III

gece akışkan
gece sahici
aklın alyuvarları sevişken

doğan bir sevgili zaman
gecenin aksi ve takdiri

gölgesi önüne düşen günden arta kalan
yeni pusulam.

4 Şubat 2011 Cuma

içimin tazeliği II

fazla söze gerek yok adamlar yazmış...

"Feel good
Feel good

City's breaking down on a camel's back
They just have to go 'cause they don't know wack
So all you fill the streets, it's appealing to see
You won't get out the county 'cause you're bad and free

Windmill, windmill for the land
Turn forever, hand in hand
Take it all there on your stride
It's ticking, falling down
Love forever, love is free
Let?s turn forever, you and me
Windmill, windmill for the land
Is everybody in?

Feel good
Feel good

You've got a new horizon, it's ephermal style
A melancholy town, where we never smile
And all I wanna hear is the message beep
My dreams they gotta kiss me 'cause I don't get sleep, no

Windmill, windmill for the land
Turn forever, hand in hand
Take it all there on your stride
It's ticking, falling down
Love forever, love is free
Let?s turn forever, you and me
Windmill, windmill for the land
Is everybody in?

Feel good
Feel good
Feel good

I'm so glad I've found this
I'm so glad I did
I'm so glad I've found this
I'm so glad I did

Feel good
Feel good"

öperim.

2 Şubat 2011 Çarşamba

içimin tazeliği I

mevsimler bir atın sırtında akıp gidiyor;
yerdeki ekmekleri toplayan masal kahramanları
doymak nedir bilmeden saldırıyorlar şarkılara

kakasını yapan bir kelebeğe rastlıyorum arkadaki yel değirmeninde

kurumuş yapraklar gibi uçuşup konuyor hayaller burnumun ucuna
gıdıklanan benliğim nefis bir rüzgara kaptırıyor ellerini

varoluş kaygıları etrafa saçılıyor porselen bir kumbaradan paramparça aşağı

(arkası yarın)

27 Ocak 2011 Perşembe

bulut rengi atın karanlığında


tüm ışıklar söndüğünde
benimle başbaşa kaldım ve düşündüm;
kışlar daha soğuk ve niteliksizken
koşular hep aynı yöne olmasın istedim
istedim ki anahtarı çevirdiğimde gökyüzü kapansın üstüme
istedim ki adım attığım kaldırımlar uçurum kenarında olsun
hazzın gücü karanlıkta bana boyansın
korkular geçsin içimden bulut rengi atların sırtında
yelesinde kaos, kum ve ilk defa.

25 Ocak 2011 Salı

güzel bir geceden sabaha...


kalabalık yolları kendime dert edinmeden daha önceleri
kitaba, yerden bir selama, maviye ve kalbe
koyu mu koyu bir mühür diledim aşk adına.

elektrik hep aynı çekiciliğinde yollandı fraktallara
sonra domates bahçeleri döküldü kadrajlardan aşağı.
kağıt, kaygan ve tüylü zeminde yapışıp kaldığında
uçuşan tek şey mürekkep saydamlığında kalabalıklardı.

kalbe, ete, çamura, bavula, ayalara ve cigaraya yürüyen
dalga dalga okyanuslardan balinalardı.

18 Ocak 2011 Salı

masa[l]da bir parça kumaş

hoşçakal "eski", hoşçakal "yarın"
bir intihar mektubu "şimdi".
yeşil bir kitap yazısı ve kalemkutusu mürekkep yüklü bir adam.

(rüzgardaki ağacın kokusu derinliğe gönderme)

tumturaklı bir para sayma makinesi ilkbahar,
akılda travmalar.

haritadaki tüm ışıklar sönük ve
kaplumbağa evinde mutlu.

herzamanki kahve geceye kalmış,
son kuşet gitmiş, kadınlar elde edilmiş,
beklemek sinmiş ellere.

koca bi boşluğa çıkınca hayat,
fünye farz.

sünnet kesik yemiş, yedek kulübesinde bir telaş.

"ulan" havalanmış gökyüzünde.
benim tek günışığım, kesici takımlar.

yine aynı hareketlerde "sihirbaz".