5 Şubat 2011 Cumartesi

içimin tazeliği III

gece akışkan
gece sahici
aklın alyuvarları sevişken

doğan bir sevgili zaman
gecenin aksi ve takdiri

gölgesi önüne düşen günden arta kalan
yeni pusulam.

4 Şubat 2011 Cuma

içimin tazeliği II

fazla söze gerek yok adamlar yazmış...

"Feel good
Feel good

City's breaking down on a camel's back
They just have to go 'cause they don't know wack
So all you fill the streets, it's appealing to see
You won't get out the county 'cause you're bad and free

Windmill, windmill for the land
Turn forever, hand in hand
Take it all there on your stride
It's ticking, falling down
Love forever, love is free
Let?s turn forever, you and me
Windmill, windmill for the land
Is everybody in?

Feel good
Feel good

You've got a new horizon, it's ephermal style
A melancholy town, where we never smile
And all I wanna hear is the message beep
My dreams they gotta kiss me 'cause I don't get sleep, no

Windmill, windmill for the land
Turn forever, hand in hand
Take it all there on your stride
It's ticking, falling down
Love forever, love is free
Let?s turn forever, you and me
Windmill, windmill for the land
Is everybody in?

Feel good
Feel good
Feel good

I'm so glad I've found this
I'm so glad I did
I'm so glad I've found this
I'm so glad I did

Feel good
Feel good"

öperim.

2 Şubat 2011 Çarşamba

içimin tazeliği I

mevsimler bir atın sırtında akıp gidiyor;
yerdeki ekmekleri toplayan masal kahramanları
doymak nedir bilmeden saldırıyorlar şarkılara

kakasını yapan bir kelebeğe rastlıyorum arkadaki yel değirmeninde

kurumuş yapraklar gibi uçuşup konuyor hayaller burnumun ucuna
gıdıklanan benliğim nefis bir rüzgara kaptırıyor ellerini

varoluş kaygıları etrafa saçılıyor porselen bir kumbaradan paramparça aşağı

(arkası yarın)

27 Ocak 2011 Perşembe

bulut rengi atın karanlığında


tüm ışıklar söndüğünde
benimle başbaşa kaldım ve düşündüm;
kışlar daha soğuk ve niteliksizken
koşular hep aynı yöne olmasın istedim
istedim ki anahtarı çevirdiğimde gökyüzü kapansın üstüme
istedim ki adım attığım kaldırımlar uçurum kenarında olsun
hazzın gücü karanlıkta bana boyansın
korkular geçsin içimden bulut rengi atların sırtında
yelesinde kaos, kum ve ilk defa.

25 Ocak 2011 Salı

güzel bir geceden sabaha...


kalabalık yolları kendime dert edinmeden daha önceleri
kitaba, yerden bir selama, maviye ve kalbe
koyu mu koyu bir mühür diledim aşk adına.

elektrik hep aynı çekiciliğinde yollandı fraktallara
sonra domates bahçeleri döküldü kadrajlardan aşağı.
kağıt, kaygan ve tüylü zeminde yapışıp kaldığında
uçuşan tek şey mürekkep saydamlığında kalabalıklardı.

kalbe, ete, çamura, bavula, ayalara ve cigaraya yürüyen
dalga dalga okyanuslardan balinalardı.

18 Ocak 2011 Salı

masa[l]da bir parça kumaş

hoşçakal "eski", hoşçakal "yarın"
bir intihar mektubu "şimdi".
yeşil bir kitap yazısı ve kalemkutusu mürekkep yüklü bir adam.

(rüzgardaki ağacın kokusu derinliğe gönderme)

tumturaklı bir para sayma makinesi ilkbahar,
akılda travmalar.

haritadaki tüm ışıklar sönük ve
kaplumbağa evinde mutlu.

herzamanki kahve geceye kalmış,
son kuşet gitmiş, kadınlar elde edilmiş,
beklemek sinmiş ellere.

koca bi boşluğa çıkınca hayat,
fünye farz.

sünnet kesik yemiş, yedek kulübesinde bir telaş.

"ulan" havalanmış gökyüzünde.
benim tek günışığım, kesici takımlar.

yine aynı hareketlerde "sihirbaz".

9 Ekim 2010 Cumartesi

hasat zamanı


gözkapaklarım, ağır ağır açılıp kapanan yekpare kalas kapılar gibi toz içinde.
yivli bir mutluluk hasıl olmuş bana, nedense kimse bişey söylemiyor...
ellerim elektrikli testereye benziyor gitgide.

susuyorum tam 3 kere
günde 3 kere gökyüzüne bakıyorum
üç kere su içiyorum.

ışık, çıplak vücuduma vurduğunda görüyorum ki;
yalnızlık terasları daha da belirir olmuş.

bekliyorum.

21 Ağustos 2010 Cumartesi

şimdiki zamanın geçmişi

yalanlar, riyakarlıklar ve çiftleşmeler üzerine kurulu dünyadan bıktığımı anladığımda yaşım 26'dan 27'ye su alıyordu. kemikleşmiş huyların yaydığı radyasyon öylesine susturuyordu ki beni suların ortasında bibaşıma avazım ölçüsünde anıra anıra bağırıp ağlamak istiyordum.

şimdiki zamanın cinneti, ucu belirsiz bi tren bileti kadar yakındı oysaki...

21 Temmuz 2010 Çarşamba

itiraf çileğini ısırdım üç gece önce...


tadı ekşimsiydi nedense ve ben candaş olarak uzunca zamandır hissetmediğim şeyleri hissettim. henüz olgunlaşmamış goruklar gibi bir yalnızlık kaplamıştı içimi.
komik ve iç acıtıcıydı havası.
o, hep etkilemişti esasında beni ve yalnızlığımı.
itiraf sözcüğü fırlar fırlamaz dudaklarımdan, kurbağa yağmaya başladı o an evin tavanından; önce iri ve duygusal olanlar, ardından çocuksu ve herşeyi boşvermişler düştü tepemize.

soru işaretleri sevmek için neden bu kadar büyük diye düşünmeye başladım:

derimin rengi kahverengiden kırmızıya,
karıncalar tarım toprağından magmaya,
bacalar kiremit renginden siyaha,
zebralar savan ikliminden musona koşarken pahabiçilmez bir zamanda kıpırtısız, kalakalmıştık.

ilerleyiş, şaşırtıcı biçimde yön değiştirdi ve mutluluk hasıl oldu evrene.

18 Temmuz 2010 Pazar

çekingenlik üzerine...

bütün renkleriyle ağaçlar vardı önümüzde,
ve biz taklayı tercih etmiştik.