29 Kasım 2009 Pazar

seni seviyorum kaos

hayat canımı sıkıyor bazen, bazen delicesine sevindiriyor beni. yine kendimi yollara vurduğum bir rotanın sonunda öyle güzel bir haber aldım ki yorgunluktan dibe vurduğum bir anda havalara sıçramama neden oldu. hoşgeldin utku bebek bu garip dünyaya... 3 hafta arayla aldığım 2 haber beni yine büyüttü biraz daha.

hayat akıp giderken güzel insanlar çıkıyor karşıma monotonluğun ortasında. seviniyorum hatta kaybetme korkusu bile yaşıyorum kaosta... kaos bazı hediyeler göndermişti bu bayram bizlere. "yaşamak güzel şey her ne olursa olsun". sanırım bu yazının kıssadan hissesi bu.

[uçakta, zaman gezginin karısı (time traveller's wife) diye bir film izlettiler bize, bittikten sonra birçok şeyi gözden geçirdim hayata dair. yumuşak ve güzel düşüncelerdi.]

11 Kasım 2009 Çarşamba

nokta hakkında...

sıcak bir endülüs gününde bişeyler karalamışım. şimdi elime geçti paylaşmak istedim;

""yazılmış olanı geri almanın olanaksızlığı hem iyi hem de kötü aslında.
Nokta hakkında çok şey yazılıp söylenmiş olsada, her hareketin sonunda istemesekte belirir.
Güzel ya da çirkin gözetmeksizin bitmenin tadı başka bir şeyde yoktur.
Acısı kıymetli, "dayanılmaz" ve yararlıdır.

Nokta acısı adres ve zaman fakiridir.

Büyümenin şah damarında nabız kaçtır acaba?
Bilmek pek mümküniyet dahilinde değildir.""

9 Kasım 2009 Pazartesi

gözyaşları

uzunca zamandan beri ellerim yazmak konusunda endişeliydi, içim dökülmek istiyordu ama yapamıyordum ta ki bu içimin sökülmek istediği "KARA" güne değin.

daha önce hiç tanımadığım göğüs ağrıları içinde uyumaya çalışırken annem telefonun diğer ucunda bu güne kadarki en kötü cümlesini kurduğunda saat tam 4'ü gösteriyordu ve çaresizlik diz boyuydu.

bir parça zamandan sonra gün ışırken düşündüm ki biz ne salak ipe sapa gelmez şeyleri sırtımıza ve kalbimize yükleyip geziniyomuşuz sokaklarda.

bizim yaşadıklarımızın yarısını bile yaşayamayan 14 yaşında bir kız çoçuğu melek olduğunda yaşamak denen şey avucumda bir oyuncağa dönüşüyormuş meğer...

Anladım. (anlamaz olaydım!)

19 Ekim 2009 Pazartesi

ama arkadaşlar iyidir...

herkes biyerlere dağlıdı, hatta aynı şehrin içinde kaybolmaktalar. onlara göre ben hayal şehrinin bekçisiyim. ama kalabalığın içinde yalnızım, yalnızız, zorlanıyorum, zorlanıyoruz. (daha da yalnızlaştırdım kendimi, o ayrı dava.) bu kabuk değişimi hep olucaktı gün gelip hayıflanıcaktık, oldu da, olmakta da...
erkan baba bi şarkının arasında girip şu sözleri zikrettiğinde daha 16 yaşındaydım ve bir gün gelipte o üç cümlenin bu kadar acıtıcı, yol gösterici olacağı aklıma gelmezdi.

"altınova'ya bulut çökmüş pamuk gibi.
eski günler geri gelmiyor,
bak ki harput yok olmasın."

esas olan harput'u kaybetmemekmiş. zor, ama anladım.

birçoklarını kaybettik ama yine de arkadaşlar iyidir.

10 Ekim 2009 Cumartesi

yastıkaltı

boyama kitabı gerek bana aslında,
hattan düşen bir çocuğun içini boyamak hususunda kararlı ve gözüyaşlıyım.

şu, yastığımın altındaki orman yangınını bilenler bilir,
şimdi bir yenisi başlıyor.

sahi,
boyalarım olucaktı yandaki yastığın altında.

nereye gittiler acaba...?

3 Ekim 2009 Cumartesi

karmaşık mutluluk

kapkarışık, arapsaçı, girift... vb. günler günlere eklenince bir de bakmışım güzel şeyler var hayatımda. yaralar kaşınmaya kabukların altından pesbembe öpülesi deriler çıkmaya başladı. başka yaraları da beraberinde getirerek...

25 Eylül 2009 Cuma

koşarken ardında bıraktıklarını özlemek gibisi yokmuş

sabah 10 gibi kalkıp gerzek gerzek bilgisayarın başına oturuyorum, spor, haber, biraz manken kalçası falan derken saat 12 de çıkıyorum evden cafeye gidip kahvaltımı yapıyorum. kesin bi angarya iş bulup bana yapıştırıyorlar bende zevkle yapıyorum çünkü seviyorum işimi. derken öğleden sonra 4-5 gibi başlıyorum bira bardaklarını doldurmaya (sürekli aynı müzik ve gerzek muhabbetler eşliğinde). zaman birşekilde saçlarımı ve aklımı tekdüzeleştirip geçip gidiyor ve bir de bakıyorum ki yorgunluktan gebermiş, hafif mutlu bir vücutla gecenin 3ünde yatağa girivermişim. sonra bu düzeni günlere ve aylara eklemişken kafama dank diye düşüyor monotonluğun tuğlası.

bir yere odaklanıp koşmayı iyi beceriyorum ama koşarken dost evrenimi idare edemiyorum ya gıcık oluyorum kendime!

özledim ben bütün o yaşanmışlıkları, tek bir kelime bile konuşulmadan seni anlayabilen dostları, paylaşılan saçma sapan kahkahaları, merdivendeki kediyi (o kendini biliyor), çocuk alınganlıkları, sabahın ilk ışıklarını.

kısaca ve bağırarak "özledim"

4 Eylül 2009 Cuma

güzel bir gün...

babam, "senin işin geç olur, güç olur ama sonunda illa ki gerçek olur" demişti bana bundan 3 ay önce, galiba yine haklı çıktı. hem özledim de ben onu.